Oca 26
Saklanan Belge Atatürk ve Hz. Muhammed, Bilinmeyen Gerçek!!!

Saklanan Belge Atatürk ve Hz. Muhammed, Bilinmeyen Gerçek!!!
Can Ataklı 09.08.2008 Tarihli Yazısı

Pazartesi akşamı Avrasya Televizyonu’ nda Lale Şıvgın’ın sunduğu ‘Beyin Fırtınası’ programına katılmıştım biliyorsunuz. Programın diğer konukları Nevzat Yalçıntaş ile Erol Manisalı idi.

Nevzat Yalçıntaş program sırasında Atatürk’le ilgili küçük bir anekdota yer vererek: ‘Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir TELGRAF çekerek, ‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ demişti. Bunun üzerine Suudiler ; Hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi’ dedi.

Programın ana konusu kapatma davası olduğu için bu konu fazla uzun sürmedi.

Programdan sonra Lale Şıvgın, yayının yapıldığı Doğatepe tesislerinde bizlere birer çorba ikram etti. Bundan yararlanarak Yalçıntaş’a; ‘Hocam programda anlattığınız olayın ayrıntılarını söyleyebilir misiniz ?’ diye sordum.

1981 yılında 12 Eylül askeri yönetimi Atatürk’ün 100. doğum yılı nedeniyle kapsamlı bir program hazırlamış. Prof. Yalçıntaş o dönemde İlim Kurulu’nun başına getirilmiş. Amaç Atatürk’le ilgili çeşitli kaynaklardan arşiv araştırması yapmak ve ‘bilinmeyen Atatürk’ü’ ortaya çıkarmakmış.

Yalçıntaş, ‘Dışişlerinde Münir Bey vardı. (Soyadını hatırlayamadı) İyi bir araştırmacı ve arşivciydi. Ona Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin araştırılması görevi verilmişti’ diyerek anlatmaya başladı.

Sonra da sürdürdü: ‘Bir gün Münir Bey aradı.

Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile Dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı.’

Prof. Yalçıntaş, Münir Bey’in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: ‘Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta ‘Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim.. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim’ anlamına gelen cümleler vardı.’

***Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed’in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa’nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizler’in hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.

*** Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre ; Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor. Tabii Evren Başkanlığı’ndaki Milli Güvenlik Konseyi’nin de haberi oluyor.

Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine, hiçbir anons yapılmadan konuyor. Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde ‘zevahiri kurtarmak’ adına konuyor.

Peki bu belge şimdi nerede ? Kimin koruması altında ? Bu da bilinmiyor.

Bilinen tek şey, Atatürk’ün İslam aleminin peygamberi Hazreti Muhammed’in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten saklanıyor.

Hazreti Muhammed Mescidi Nebevi’de yatıyor Hazreti Muhammed 571 yılında doğdu 632 yılında vefat etti. Peygamberimiz Medine’de oturduğu evde toprağa verildi. Bu mezar bugün dünyanın en büyük camisi olan Mescidi Nebevi’nin içinde.

Mescidi Nebevi, Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç etmesinden sonra ilk namaz kıldığı yer. Hazreti Muhammed, Medine’de oturduğu evin hemen yanına kentin ilk mescidini inşa ettirmişti. Bu mescit geçen yıllar içinde defalarca yenilendi. Bugün 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği Mescidi Nebevi’nin korumasını çok uzun yıllar Osmanlı askeri yapmıştı.

Arabistan’da mezar adeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu nedenle sadece Hazreti Muhammed’in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O’nun dışındaki İslam büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti Muhammed’in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya çıkarılmıştı. Ancak Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve yerine otopark yapmıştı.

Atatürk’ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi’nin hemen dibindeki Hazreti Muhammed’in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim Hazreti Muhammed’le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe’nin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.

Nevzat Yalçıntaş’la sohbetimiz sırasında ‘Bir gün Yaşar Nuri Öztürk Bey aradı. Benim bu anlattığımı duymuş, belgeye nasıl ulaşabileceğini sordu’ dedi. Ben de ‘Belgeyi bulmuş mu ?’ diye sorunca ‘Onu bilemiyorum, ama galiba bir kitabına koymuş ben okuyamadım’ dedi.

Bunun üzerine önceki gün Yaşar Nuri Öztürk’ü aradım. Öztürk, Yalçıntaş’ın anlattıklarını doğrulayarak, ‘Ancak bunu henüz bir kitabıma koymadım.

Araştırmayı aşağı yukarı tamamladım, Gazi Mustafa Kemal ve İslam isimli çok kapsamlı bir kitap hazırlıyorum, bunun bitmesi üç yılı alır. Konu bu kitapta yer alacak’ dedi.

Milletvekili olduğu sırada bu belgeye ulaşmak için çok çalıştığını söyleyen Öztürk, ‘Belge Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde. Milletvekili sıfatımla bu arşivlerde çalışmak için bakan Ali Babacan’a başvurdum, ama bana izin vermedi’ diye konuştu.

Öztürk’e ‘Peki hocam, böyle bir belgenin açıklanmasını neden istemiyorlar ? ‘ diye sordum. Öztürk’ün cevabı çok ilginç oldu.

 

Şöyle dedi:  Atatürk’ü din ve İslam dışı göstermek isteyenler elbette bu belgeden rahatsız olacaklardır. Bu nedenle dini siyasete alet edenler emperyalistlerle iş birliği bile yapabiliyor. Dincilerle İslamı reddedenler bu noktada birleşebiliyor…

Vatan/Can Ataklı

Alıntı: http://www.wardom.com.tr/ataturk-8217-un-hic-bilinmeyen-hz-muhammed-telgrafi-t366587.html?s=12d38e5595059fb72f6bb0585709d580&p=3751203

Facebook  Paylas

Paylaşım

Oca 26

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE BEN TÜRKÜM VE SOYKIRIM YASA TASARISINDA FRANSAYI KINIYOR LANETLİYORUM…

HEPİMİZ ERMENİYİZ DİYENLER NEREDE SOYKIRIM YASA TASARISINDA NEDEN FRANSAYI KINAMADILAR SESLERİ ÇIKMADI…

FRANSA ve SARKOZY ÖNCE GEÇMİMİŞİNİZE BAKIN , BİZ KATLİAM YAPMADIK AMA FRANSA ve ERMENİLER KATLİAM YAPTILAR…

FRANSIZLARIN CEZAYİR KATLİAMI VİDEO İZLEYİNİZ…

Facebook  Paylas

Paylaşım

Oca 24

Çarçella’yı Size Anlatamadım, Üzgünüm… / Erdal SARIZEYBEK

Gönderen Oğuz Kağan » Sal Oca 24, 2012 1:07

 

 

 

 

 

 

Çarçella’yı Size Anlatamadım, Üzgünüm…

Bugün mesele irtica değil, din üzerinden siyaset yaparak halkımızın oylarını ele geçirmek, iktidar olmak ve bu BİZANS PROJESİNİ kendi hükümetlerimiz eliyle gerçekleştirmeye çalışmaktır.

İsrail’in dünya tarihinde kurduğu tek bir devlet olduğunu ve adının da YAHUDA olduğunu biliyor muydunuz? Peki ya Yahuda’yı yıkanın Babil, Babil’in de bugünkü Irak olduğunu? İki bin beş yüz yıl önce yaşanmış bu olay, Musevilerin kutsal kitabı Tevrat’ta da anlatılıyor… Yahuda yıkılırken 40 bin Yahudi de Babil’e sürgüne gönderilmiş… Bugün için bakınız İsrail Barzani ilişkilerine, bakınız İsrail PKK ilişkilerine, karşınıza hep Yahuda çıkacak ve de Babil…

Babil şimdi yok, haritadan silindi, uygarlık ve kültürü de silindi, 91 Körfez savaşı, ardından gelen 2003 Körfez savaşıyla yok ettiler Babil’i… Peki neden? Neden Saddam ve de Irak’ı ilk hedef seçtiler? Yaşadıklarımıza bakacak olursanız, İsrail tarihin intikamını alıyor ve tarihi Orta Doğu’da yeniden yazıyor gibi… EXODUS denilen ilk Yahudi göçü Mısır’a yapılmıştı, şimdi bakınız Mısır’ın haline… Yahuda’yı Babil’den sonra vuran güç Pers’ti, bakınız şimdi İran’ın haline…

İsrail’in ardında Amerika var, onun da ardında Avrupa… Onca Yahudi katliamı yapan Avrupa, şimdi Yahudilerle anlaştı, EVANJELİZM diyerek Hazreti İsa’lı İncil’le Hazreti Musa’lı Tevrat birleştirdiler ve YENİ İNCİL yaptılar, anlaştılar… Kime karşı?

Bu sorunun da cevabı dünya tarihinde yatıyor… Hıristiyan aleminin işgali altında yaşamamış ve aksine onları yenmiş olan tek Müslüman ulus Türk ulusudur yani biz… Roma ve Bizans’a karşı savaşıp da yenen, yenmekle kalmayıp Anadolu coğrafyasındaki Roma ve Bizans kültür ve uygarlığını sahiplenmiş tek millet yine Türk Milleti’dir. Orta Doğu coğrafyasında Roma ve Bizans’ın egemenlik kuramadığı tek ulus yine biziz, biz Türkler, Müslüman Türkler…

İsrail’in Yahudi tarihini yeniden yazmaya ve yapmaya başladığı bu coğrafyada asıl hedef olan ülke İran değil, Türkiye’dir, asıl hedef olan millet de Türk Milleti’dir, çünkü bu coğrafyada yenilmez olan Türkleri yenmeden ve Anadolu Türk coğrafyasını ele geçirmeden tarih yapamazsınız ve yazamazsınız. İşte bu noktada ÇARÇELLA önemlidir, neden?

Roma ve Bizans silah gücüyle Anadolu coğrafyasını ele geçirememiş, ele geçirmek bir yana Anadolu’daki Roma ve Bizans kültür ve uygarlığından da vazgeçmek zorunda kalmıştır. Bununla birlikte silahla alamadığı Anadolu’yu içeriden fethetmek ve ele geçirmek için, iki yüz elli yıldır kuşatma siyaseti uygulamıştır. İlk hedefi; Anadolu ile Asya’nın bağını kesmektir, yani biz Türkleri önce yalnızlaştırmak… Bu amaçla iki temel siyaset uygulamıştır; Ermeni-Kürt birliği ile Doğu’da ayrı bir devlet kurmak siyaseti… Hatta bu amaçla çalışan HOYBUN cemiyetini de kurmuşlardır. İşte bu noktada karşımıza ÇARÇELLA çıkmaktadır…

Çarçella, Şemdinli bölgesinde stratejik konuma sahip bir dağ kütlesidir, Hakkari, Yüksekova, Çukurca ve Şemdinli’yi kontrol eder… Şemdinli Anadolu’nun Babil’e açılan kapısıdır. Babil demek BÜYÜK İSRAİL demektir, bize görünen yüzü de Barzani’dir. Babil’in yerini artık Barzani almıştır, bakınız Barzani’nin teklif ettiği ERBİL-TÜRKİYE-AVRUPA demiryolu projesine… Bu coğrafyanın düğümü Hakkari’dir, çünkü Karadeniz’i Babil’e, Babil’i de İsrail’e bağlayan kilit coğrafyadır…

Çarçella, Doğu’da tampon yönetimler kurarak Anadolu’nun Asya ile bağını kesmek için izlenen Kürdistan siyasetinin de düğüm noktasıdır, çünkü tarihte Kürdistan siyaseti ile isyan çıkaran feodal ağalıkların da merkezidir. 1846 Bedirhan Ağa, 1880 Şeyh Ubeydullah Ağa, bir Çarçella güneyi, diğeri ise Çarçella batısına hakimdir. Bu ağalar, Anadolu’daki biz Müslüman halkı yönetebilmek için kutsal dinimizi de siyasete alet etmiş ve Nakşibendi Türklere Halid-i Bağdadi Kürt Nakşi tarikatı kurarak, cemaatimizin de içine sızmışlardır. Halid-i Bağdadi Kürt Nakşi Iraklıdır yani Babil. Ve bu tarikatın öğretisini Anadolu’da yayan kişidir. Bu tarikatın en önemli halifesi Seyit Taha Çarçella bölgesinde yaşamış olup mezarı da buradadır.

Şimdi gelelim günümüze… Bugün iktidar olan AKP siyasetinin yapıcıları bu tarikatın üyesidir, yani Anadolu’da Kürdistan siyasetiyle isyan çıkaranların müritleri bugün iktidardadır. Bu iktidarın Barzani sevgisi de buradan gelmektedir, çünkü Barzani de bir Halid-i Kürt Nakşi ağasıdır. Tehlikenin boyutlarının farkındasınızdır umarım…

Çarçella’yı size anlatamadım, anlatacaklarım bunlardı ama size ulaşamadım. Çok engelle karşılaştım, iki yüzden fazla yazara ve sözde aydına Çarçella’yı gönderdim ama tek satır bile yazmadılar ve size bu bilgileri ulaştırmadılar. Çok engel çıkardılar çok, ekranlarda size bunları anlatmamızı da engellediler, artık davet dahi edilmiyoruz size bunları anlatabilmek için…

Bugün PKK AKP siyasetinden güç alıp devletimizi tehdit edebiliyorsa eğer, bizi bir halk hareketi ile karşı karşıya bırakmanın hesapları içindeler de ondan. Yer yine Çarçella olacaktır, bundan şüpheniz olmasın yani Hakkari, Yüksekova, Şemdinli ve Çukurca…

Şimdi durum geçmişte yaşadıklarımızdan daha vahim çünkü Roma ve Bizans kalıntıları Anadolu’nun kaynaklarını ele geçiriyor ve kaynak yönetimini kontrol ediyor… Bakınız toprak, şirket, banka, fabrika satışlarına…

Şimdi durum geçmişte yaşadıklarımızdan daha vahim çünkü Roma ve Bizans kalıntıları Katolik Vatikanı kurdular, yani Roma… Şimdi sıra Ortodoks Vatikan’da, onu kuruyorlar Müslüman Anadolu’da, yani Bizans. Bakınız Bizans Ortodoks Rum Patriği ile AKP siyaseti ilişkilerine…

Çarçella demek; Doğu’da tampon yönetimlerle Anadolu’nun Asya ile bağını kesmek demektir…

Çarçella demek; Dinler arası diyalog ile Anadolu’daki kiliseleri açmak, Heybeliada Ruhban Okulu’nu açarak Anadolu’daki Müslüman Türkleri Hıristiyanlaştırmak demektir…

Çarçella demek; en zeki çocuklarımızın cemaat okulları eliyle çalınıp devşirilmesi yani yabancılaştırılması demektir…

Çarçella demek, son noktada; Anadolu’daki Müslüman Türk kimliğini, varlığını yok edip Anadolu’yu Bizans yapmak demektir, dikkatli olunuz…

Bugün mesele irtica değil, din üzerinden siyaset yaparak halkımızın oylarını ele geçirmek, iktidar olmak ve bu BİZANS PROJESİNİ kendi hükümetlerimiz eliyle gerçekleştirmeye çalışmaktır.

Çıkış yolumuz halkımızdır, ne yapıp edip halkımıza ulaşmalı ve bu tehlikeleri anlatmalıyız. Tehlikeyi gören halkımız, yüreğindeki sağduyunun gücüyle bizi kurtarmasını bilecektir.

Facebook  Paylas

Paylaşım

Oca 16

Ordinaryüs Lefter’in AZİZ Başkana Son Mektubu

İlk önce sana güç, kuvvet ve sabırlar diliyorum. Fenerbahçe’ye ve sana haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bunları yanına gelip söylemeyi isterdim, fakat doktorum izin vermiyor. Rıdvan da sağ olsun helikopter temin etmiş beni sana getirmek için. Uçmaktan çekinmeme rağmen gelmek istedim sana, ama izin vermiyorlar lanet olsun.

Ben formayı giyerek hizmet ettim Fenerbahçe’ye. Sen ise başkan olarak inanılmaz işler başardın. Gelip gözlerimle gördüm. Daha yapacağın çok iş var. Yürekten söylüyorum ki yapacaksın. Moralini bozma sakın. Görüyorum ben, herkes de senin arkanda. Geçen gün taraftarlar geldi buraya. Gördüm herkes dua ediyor sana.

Haluk hayatımı yazıyor, yakında basılacak. Sen de bir kaç satır yazarsan bu kitap için sevinirim. Yanına gelemiyorum ama sana torunum Özlem’le bir resmimi ve mektubumu gönderiyorum. Benim için yaptıklarını unutamam asla.

Ne kadar ömrüm kaldı bilemem. Hakkını helal et yeter benim için

 

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın Ordinaryüs Lefter’e Son Mektubu

Aziz Yıldırım, efsane oyuncu Lefter Küçükandonyadis’e cevaben bir mektup yazdı…  

15/01/12 12:30   Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, hastaneye kaldırılmadan önce kendisine bir mektup yazan ve hakkını helal etmesini isteyen Lefter Küçükandonyadis’e cevaben bir mektup yazdı. Lefter henüz hayattayken yazılan ancak kendisine ulaşatırılamayan bu mektubu, Lefter Küçükandonyadis’in Şükrü Saracoğlu Stadı’ndaki cenaze töreninde, Aziz Yıldırım’ın kardeşi ve Yönetim Kurulu Üyesi Ali Yıldırım okudu.

Yıldırım’ın mektubunda şu ifadelere yer verdi:

 “Hayatımızın farklı noktalarında, farksız bir inançla gönülden bağlandığımız renkler bizi bir araya getirmişti.

Şimdi geriye dönüp bakınca, 2005’teki o maçı hatırlıyorum Lefter Ağabey. Aslında daha da çok maç öncesini… Taraftarlarımız, seni, Efsane Özel Ödülü’ne layık görmüştü; tribünleri birlikte selamlamıştık.

 Bugün ise birlikte değiliz, maalesef. Elimden gelse yine yanında olurdum, sarı lacivert atkınla, bize tarihimizden anılar anlatmanı isterdim, yine… 104 yıllık tarihin ötesine geçmiş, her rengin idolü bir isim olmanla hep gurur duydum; yeşil sahadaki mucizelerine yetişememiş gençlerin, ’Ver Lefter’e Yazsın Deftere’ sözleriyle seni bugün dahi yaşıyor olması ise mutluluğum oldu.

 Rekorların, birbirinden güzel gollerin, camiamıza yaşattığın sayısız zaferler… Bunların hiçbiri değil, bizim gururumuz olmanın en temel sebebi. Saha dışına taşıdığın büyük Fenerbahçe sevgin bizi bir adım daha yaklaştırdı sana.

 Bugün birlikte değiliz maalesef. Sana olan saygımız, sevgimiz ise değişmedi; duygularımız ise daha yoğun…

Fotoğrafını ve mektubunu aldım. İyi dileklerin ve duaların için teşekkür ederim.

 Fenerbahçe’ye hizmet etmek her ne şekilde ve nerede olursa olsun benim için en büyük onur. Fenerbahçe için yapmamız gereken çok şey var; senin de Fenerbahçeli yeni nesillere anlatacak daha çok anın olmalı…

Umarım, yine bir maç öncesi birlikte çıkarız sarı lacivert tribünlerin önüne… Sen yine Sarı Lacivert atkını takarsın, ben de seninle birlikte bir kez daha adım atarım yeşile…

Hakkını helal et demişsin Lefter Ağabey, Türk Futbolu’nun Ordinaryusu’na hakkım helal olsun…
Aziz YILDIRIM
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı

Facebook  Paylas

Paylaşım

Oca 14

KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 88 Yaşında Yaşama Veda Etti.

Düşünceleri ve Demokratik Duruşu İle Çok Değerli Bir Devlet Adamı Olan Merhum Rauf Denktaş’a Tanrı’dan Rahmet; Ailesinin, Sevenlerinin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının ve Türk Dünyasının Başı Sağolsun…

Facebook  Paylas

Paylaşım

Oca 14

Elveda Ordinaryüs Lefter Küçükandonyadis

Türk futbolu, unutulmaz isimlerinden Lefter Küçükandonyadis’i 86 yaşında ebediyete uğurladı F.Bahçe’nin heykelini diktiği efsane spor adamı 9 Ocak’tan beri tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi’nde dün zatüre hastalığına yenik düştü.

TÜRK futbolu, tarihin gelmiş geçmiş en önemli oyuncularından bir olarak gösterilen Lefter Küçükandonyadis’i kaybetti. F.Bahçe’nin efsanevi futbolcusu 9 Ocak’tan beri tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi’nde dün akşam saat 20.00 sularında hayata gözlerini yumdu..

F.BAHÇE’DE 1947-1964 yılları arsında forma giyen Lefter, 22 Aralık 1925’te İstanbul’da doğdu. Sarı-lacivertlilerle İstanbul Profesyonel Ligi’nde 2, Türkiye Şampiyonası’nda ise 3 kez şampiyonluk yaşayan efsane, kariyerinde 832 gol attı. F.Bahçe formasıyla çıktığı 615 maçta 423 gol kaydederken, İstanbul Ligi’nde 1953-1954 sezonunda gol kralı oldu.

50 kez milli formayı giyen “Ordinaryüs” lakaplı Lefter Küçükandonyadis, ayrıca yurt dışında İtalya’nın Fiorentina ve Fransa’nın Nice takımlarında oynadı. 1954 FIFA Dünya Kupası’nda forma giyen Lefter turnuvada 2 gol attı. Türk futbolunda 50. Milli Maç altın madalyasını alan ilk futbolcu oldu. Milli takım formasıyla attığı 21 golle en çok gol atan milli oyuncu unvanını uzun yıllar elinde tuttu, 9 kez de milli takım kaptanlığını yaptı. Lefter, Johannesburg’da antrenör futbolcu olarak görev aldıktan sonra 1965-66 sezonunda futbolu bıraktı. Samsun, Bolu, Ordu, Sivas ve Mersin’de teknik direktörlük yapan efsane dün akşam zatüre hastalığına yenik düşerek vefat etti.

Bir maçta G.Saray’a 2 gol atmış Sayılmamış ve  3. golü attınca hakeme gidip ‘Bre bu da mı gol değil’ demişti. Toprağı bol olsun.

Facebook  Paylas

Paylaşım

« Önceki yazılar

www.dinamo.net.tr